ÂLEMİN YARATILIŞI
1656- İmran İbnu Husayn radıyullahu anh anlatıyor: " Mescide, Resülullah aleyhissalatu vesselam'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Beni Temim kabilesinden bir gurup insan geldi. Onlara:
"Ey beni Temim, size müjde olsun:" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen.
"Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l malden)iki kere bağış yap!" diye talepte bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resülullah aleyhissalatu vesselam'ın yüzünden rengi attı. Hz peygamber aleyhissalatu vesselam'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında )yemen halkından bir gurup (Eş'ari) girmişti. Onlara: "Ey yemenliler! Beni Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar:
" Kabul ettik ey Allah'ın Resulü!" dediler ve arkadan ilave ettiler:
"Biz dinimizi öğrenmeye ve bu(yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalatu vesselam, mahlukatın ve arşın başlangıcını anlatmaya başladı:
"Bidayette allah vardı. Ondan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş' ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinide ebede kadar cereyan edecek ) her şeyi yazdı."
Buharı, Megazi 67,74, Bed'u'l 1 Tevhid 22; Tirmizi Menakıb, 3946.
1657-Ebu Rezin el-Ukeyli radıyullahu anh anlatıyor: " Ey Allah'ın Resulü, dedim, mahlukatı yartmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi:
" el Ama'da idi. Ne altında hava nede üstünde hava vardı. Arşın su üzerinde yarattı." Ahmet İbnu Hanbel dedi ki: Yezid şunu söyledi: el Amâ, yani "Allah'la birlikte başka bir şey yoktu" demektir."
Tirmizi, Tevsir, Hud (3108)
1658-Târık İbnu Şihab radıyullahu anh anlatıyor: " Ömer İbnu'l Hattab dedi ki:" (birgün) Resülullah aleyhissalatu vesselam aramızda doğrularak mahlukatın ilk yaratılışından başlayarak(geçmiş olan gelecek olan bütün sıfatları ) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bir kısmı öğrendi bir kısmı unuttu."
Buhari Bedi'ul-Halk 1
1659- İbnu Mes'üd radıyullahu anh anlatıyor: " Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:" Allah Teala hazretleri aklı yaratığı zaman ona:"Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlukatın en sevgilisi olana bindireceğim."
1660- Hz. Cabir radıyullahu anh anlatıyor:" Resülullah aleyhissalatu vesselam bana: "Allah'ın meleklerinden olan arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivayette bulunmam için bana izin verildi" dedi ve ilave etti:" Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesafedir"
Ebu Davut Sünnet 19, (4727).
1661-Hz Abbas İbnu Abdilmutalib radıyullahu anh anlatıyor: " Betha nam mevkide, aralarında Resülullah aleyhissalatu vesselam'ın da bulunduğu bur gurup insanla oturuyorum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı.Resülullah aleyhissalatu vesselam:
"Bunun ismi nedir!" bileniniz mar mı? "diye sordu.
" evet bu buluttur!" dediler. Resülullah aleyhissalatu vesselam:
"Buna müzn de denir" dedi. Oradakiler:
"Evet müzn de denir" dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalatu vesselam:
"Anan da denir" dedi. buyurdu ashab da:
"Evet anan da denir" dediler. Sonra Hz Peygamber aleyhissalatu vesselam:
"Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki ne kadardır? diye sordu.
Hayır, vallahi bilmiyoruz? diye cevapladılar.
" öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, veya yetmiş uç senedir. Onun üstündeki semanın uzaklığıda boyledir."
Resülullah aleyhissalatu vesselam yedi semayı her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilave etti:
"Yedinci semanın ötesinde bir deniz vardır.bunu üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabani kesi süretinde melek var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında ki mesafe iki sema arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisinde Arş var, arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var Allah, bütün bunların fevkindedir."
Tirmizi, Tevsir, Hakka,(3317) Ebu Davut Sünnet 19, (4723) İbnu Mave Mukkadime 13 (193).
1662-Abdullah İbnu Mes'ud radıyullahu anh'dan yapılan rivayette, Resülullah aleyhissalatu vesselam şoyle buyurmuştur:"Allah yedi şemayı yarattı.
Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir."
Derim ki Tirmizi'nin Cami'inde yer alan Katade hadis, bazı takdim ve te'hirler ne noksanlarla Hasan Basri an Ebu Hüreyre tarihinden merfu olarak gelmiştir.
Allah'u a'lem .
1663- Cübeyr İbnu radıyullahu anh anlatıyor. "Resülullah aleyhissalatu vesselam' bir bedevi gelerek:
" Ey Allah'ın Resulü kuraklıktan insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımızda helak oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zira biz Allaha'a karşı senin şefaatini, sana karşıda Allah'ın şefaatini talep ediyoruz!" dedi. Resülullah aleyhissalatu vesselam adama şu mukabelede bulundu:
"Yazık sana,söylediğin şeyin idrakinde misin? Sübhanallah!"
Resülullah aleyhissalatu vesselam sübhanallaları o kadar tekrar ettiki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resülullah aleyhissalatu vesselam sözüne şöyle devam etti:
"Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah'ın şanı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin ) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı semavatının şöyle üzerindedir. Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat'ı Zülcelal sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi."
Ebu Davut, Sünnet 19,(4726)
1664- Hz Ebu Hüreyre radıyullahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselam bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı:
Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mahlukları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz Adem aleyhisselam'ı cuma günü ikindi vaktinden sonra , ilinde ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı."
Müslim , Sıfatu'l- Kıyyame 27,(2789).
1665-Hz Ebu Zerr radıyullahu anh anlatıyor:" Güneş batarken Resülullah aleyhissalatu vesselam ile birlikte mescide idim bana:
"Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor? " diye sordu. Ben:
Allah Resulü daha iyi bilirler! " dedim.
"Arş'ın altına secde yapmaya gider , bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği , izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: geldiğin yere dön!" böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenab-ı Hakk',ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen) "Güneş , duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir . Bu aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir"(yasin).
Buharı, Tefsir, Ya-sin 1, Bed'u'l-Halk 4 Tevhit 22,23, Muslim , iman 250 (159); Tirmizi , Tefsir , Ya-sin (4225)
"Ey beni Temim, size müjde olsun:" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen.
"Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l malden)iki kere bağış yap!" diye talepte bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resülullah aleyhissalatu vesselam'ın yüzünden rengi attı. Hz peygamber aleyhissalatu vesselam'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında )yemen halkından bir gurup (Eş'ari) girmişti. Onlara: "Ey yemenliler! Beni Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar:
" Kabul ettik ey Allah'ın Resulü!" dediler ve arkadan ilave ettiler:
"Biz dinimizi öğrenmeye ve bu(yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalatu vesselam, mahlukatın ve arşın başlangıcını anlatmaya başladı:
"Bidayette allah vardı. Ondan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş' ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinide ebede kadar cereyan edecek ) her şeyi yazdı."
Buharı, Megazi 67,74, Bed'u'l 1 Tevhid 22; Tirmizi Menakıb, 3946.
1657-Ebu Rezin el-Ukeyli radıyullahu anh anlatıyor: " Ey Allah'ın Resulü, dedim, mahlukatı yartmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi:
" el Ama'da idi. Ne altında hava nede üstünde hava vardı. Arşın su üzerinde yarattı." Ahmet İbnu Hanbel dedi ki: Yezid şunu söyledi: el Amâ, yani "Allah'la birlikte başka bir şey yoktu" demektir."
Tirmizi, Tevsir, Hud (3108)
1658-Târık İbnu Şihab radıyullahu anh anlatıyor: " Ömer İbnu'l Hattab dedi ki:" (birgün) Resülullah aleyhissalatu vesselam aramızda doğrularak mahlukatın ilk yaratılışından başlayarak(geçmiş olan gelecek olan bütün sıfatları ) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bir kısmı öğrendi bir kısmı unuttu."
Buhari Bedi'ul-Halk 1
1659- İbnu Mes'üd radıyullahu anh anlatıyor: " Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:" Allah Teala hazretleri aklı yaratığı zaman ona:"Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlukatın en sevgilisi olana bindireceğim."
1660- Hz. Cabir radıyullahu anh anlatıyor:" Resülullah aleyhissalatu vesselam bana: "Allah'ın meleklerinden olan arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivayette bulunmam için bana izin verildi" dedi ve ilave etti:" Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesafedir"
Ebu Davut Sünnet 19, (4727).
1661-Hz Abbas İbnu Abdilmutalib radıyullahu anh anlatıyor: " Betha nam mevkide, aralarında Resülullah aleyhissalatu vesselam'ın da bulunduğu bur gurup insanla oturuyorum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı.Resülullah aleyhissalatu vesselam:
"Bunun ismi nedir!" bileniniz mar mı? "diye sordu.
" evet bu buluttur!" dediler. Resülullah aleyhissalatu vesselam:
"Buna müzn de denir" dedi. Oradakiler:
"Evet müzn de denir" dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalatu vesselam:
"Anan da denir" dedi. buyurdu ashab da:
"Evet anan da denir" dediler. Sonra Hz Peygamber aleyhissalatu vesselam:
"Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki ne kadardır? diye sordu.
Hayır, vallahi bilmiyoruz? diye cevapladılar.
" öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, veya yetmiş uç senedir. Onun üstündeki semanın uzaklığıda boyledir."
Resülullah aleyhissalatu vesselam yedi semayı her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilave etti:
"Yedinci semanın ötesinde bir deniz vardır.bunu üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabani kesi süretinde melek var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında ki mesafe iki sema arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisinde Arş var, arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var Allah, bütün bunların fevkindedir."
Tirmizi, Tevsir, Hakka,(3317) Ebu Davut Sünnet 19, (4723) İbnu Mave Mukkadime 13 (193).
1662-Abdullah İbnu Mes'ud radıyullahu anh'dan yapılan rivayette, Resülullah aleyhissalatu vesselam şoyle buyurmuştur:"Allah yedi şemayı yarattı.
Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir."
Derim ki Tirmizi'nin Cami'inde yer alan Katade hadis, bazı takdim ve te'hirler ne noksanlarla Hasan Basri an Ebu Hüreyre tarihinden merfu olarak gelmiştir.
Allah'u a'lem .
1663- Cübeyr İbnu radıyullahu anh anlatıyor. "Resülullah aleyhissalatu vesselam' bir bedevi gelerek:
" Ey Allah'ın Resulü kuraklıktan insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımızda helak oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zira biz Allaha'a karşı senin şefaatini, sana karşıda Allah'ın şefaatini talep ediyoruz!" dedi. Resülullah aleyhissalatu vesselam adama şu mukabelede bulundu:
"Yazık sana,söylediğin şeyin idrakinde misin? Sübhanallah!"
Resülullah aleyhissalatu vesselam sübhanallaları o kadar tekrar ettiki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resülullah aleyhissalatu vesselam sözüne şöyle devam etti:
"Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah'ın şanı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin ) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı semavatının şöyle üzerindedir. Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat'ı Zülcelal sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi."
Ebu Davut, Sünnet 19,(4726)
1664- Hz Ebu Hüreyre radıyullahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselam bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı:
Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mahlukları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz Adem aleyhisselam'ı cuma günü ikindi vaktinden sonra , ilinde ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı."
Müslim , Sıfatu'l- Kıyyame 27,(2789).
1665-Hz Ebu Zerr radıyullahu anh anlatıyor:" Güneş batarken Resülullah aleyhissalatu vesselam ile birlikte mescide idim bana:
"Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor? " diye sordu. Ben:
Allah Resulü daha iyi bilirler! " dedim.
"Arş'ın altına secde yapmaya gider , bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği , izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: geldiğin yere dön!" böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenab-ı Hakk',ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen) "Güneş , duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir . Bu aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir"(yasin).
Buharı, Tefsir, Ya-sin 1, Bed'u'l-Halk 4 Tevhit 22,23, Muslim , iman 250 (159); Tirmizi , Tefsir , Ya-sin (4225)
1666 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: "Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar."
Buhâî, Bed'ül-Halk 4.
1667 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular:
"Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder"diye cevap verdi.
Onlar tekrar sordular:
"Ya şu işitilen ses, o nedir?"
"Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir" dedi. Yahudiler:
"Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (aleyhisselam)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
"Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin" dediler."
Tirmizî, Tefsir Ra,d, (3116).
1668 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: "Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. " Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur."
Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15).
1669 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: "Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı:
1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı.
2- Şeytanlara atılacak taş kıldı.
3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar..."
Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.
1670 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şunu söyledi: "Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir."
Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948).
1671 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla, Hz. Âdem (aleyhisselâm)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman, Âdem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teâla'ya hamdetti. Rabbi de ona:
"Ey Âdem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselâmu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Âdem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler):
"Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekâtuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Âdem (aleyhisselam) Rabbine döndü. Rabbi ona:
"Bu cümle senin ve evlâdlarının aralarındaki selâmlaşmadır" dedi.
Allah Teâla hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Âdem'e:
"Dilediğini seç!" dedi. Hz. Âdem:
"Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teâlâ hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Âdem ve onun zürriyeti(nin emsâlleri) vardı. Hz. Âdem (aleyhisselâm):
"Ey Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teâla:
"Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Âdem:
"Ey Rabbim ! Bu kimdir?" dedi. Rabb Telâla hazretleri:
"Bu senin oğlun Dâvud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Âdem aleyhisselam:
"Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teâla:
"Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince, Âdem:
"Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim"diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teâla:
"Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu.
Sonra Âdem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Âdem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Âdem (aleyhisselam) ona:
"Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmişti!" dedi.
Melek:
"İyi ama sen oğlun Dâvud a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu. "
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "O günderı itibaren yazma ve şahidlik emredildi."
Tirmizî, Tefsir, Muavvizateyn (3365). Bu hadis A'raf süresinin tefsirinde geçti. Orada son cümle yoktur.
1672 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. "
Müslim, Zühd 60, (2996).
1673 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Hayır, Allah'a kasem olsun Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: "Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavafediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm.
"Bu kim?" dedim.
"Meryem'in oğlu!" dediler.
Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı.
"Bu kim?" dedim.
"Bu, Deccâl !" dediler.
İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı."
Zührî der ki: "İbnu Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzâalı bir kimseydi."
Buhârî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libâs 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920).
1674 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bana geçmiş peygamberler (aleyhimusselam) arzedildiler. Hz. Musa zayıfca bir erkekti. Sanki Şenûe kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (aleyhisselâm)'yı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Ürve İbnu Mes'üd idi. Hz. İbrahim (aleyhisselâm)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (aleyhisselam)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyâde benzeyen Dıhye İbnu Halîfe idi."
Müslim, İmam 271, (167); Menâkıb 27, (3651).
1675 - Semure İbnu Cündüb (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Sâm, Arapların babasıdır.Yâfes, Rumların babasıdır. Hâm Habeşîlerin babasıdır."
Tirmizî, Tefsîr, Sâffât, (3229), Menâkıb, (3927).
1676 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Zekeriyya (aleyhisselam) marangoz idi."
Müslim, Fedâil 169, (2379).
Buhâî, Bed'ül-Halk 4.
1667 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular:
"Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder"diye cevap verdi.
Onlar tekrar sordular:
"Ya şu işitilen ses, o nedir?"
"Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir" dedi. Yahudiler:
"Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (aleyhisselam)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
"Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin" dediler."
Tirmizî, Tefsir Ra,d, (3116).
1668 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: "Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. " Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur."
Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15).
1669 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: "Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı:
1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı.
2- Şeytanlara atılacak taş kıldı.
3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar..."
Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.
1670 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şunu söyledi: "Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir."
Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948).
1671 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla, Hz. Âdem (aleyhisselâm)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman, Âdem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teâla'ya hamdetti. Rabbi de ona:
"Ey Âdem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselâmu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Âdem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler):
"Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekâtuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Âdem (aleyhisselam) Rabbine döndü. Rabbi ona:
"Bu cümle senin ve evlâdlarının aralarındaki selâmlaşmadır" dedi.
Allah Teâla hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Âdem'e:
"Dilediğini seç!" dedi. Hz. Âdem:
"Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teâlâ hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Âdem ve onun zürriyeti(nin emsâlleri) vardı. Hz. Âdem (aleyhisselâm):
"Ey Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teâla:
"Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Âdem:
"Ey Rabbim ! Bu kimdir?" dedi. Rabb Telâla hazretleri:
"Bu senin oğlun Dâvud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Âdem aleyhisselam:
"Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teâla:
"Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince, Âdem:
"Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim"diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teâla:
"Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu.
Sonra Âdem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Âdem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Âdem (aleyhisselam) ona:
"Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmişti!" dedi.
Melek:
"İyi ama sen oğlun Dâvud a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu. "
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "O günderı itibaren yazma ve şahidlik emredildi."
Tirmizî, Tefsir, Muavvizateyn (3365). Bu hadis A'raf süresinin tefsirinde geçti. Orada son cümle yoktur.
1672 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. "
Müslim, Zühd 60, (2996).
1673 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Hayır, Allah'a kasem olsun Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: "Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavafediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm.
"Bu kim?" dedim.
"Meryem'in oğlu!" dediler.
Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı.
"Bu kim?" dedim.
"Bu, Deccâl !" dediler.
İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı."
Zührî der ki: "İbnu Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzâalı bir kimseydi."
Buhârî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libâs 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920).
1674 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bana geçmiş peygamberler (aleyhimusselam) arzedildiler. Hz. Musa zayıfca bir erkekti. Sanki Şenûe kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (aleyhisselâm)'yı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Ürve İbnu Mes'üd idi. Hz. İbrahim (aleyhisselâm)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (aleyhisselam)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyâde benzeyen Dıhye İbnu Halîfe idi."
Müslim, İmam 271, (167); Menâkıb 27, (3651).
1675 - Semure İbnu Cündüb (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Sâm, Arapların babasıdır.Yâfes, Rumların babasıdır. Hâm Habeşîlerin babasıdır."
Tirmizî, Tefsîr, Sâffât, (3229), Menâkıb, (3927).
1676 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Zekeriyya (aleyhisselam) marangoz idi."
Müslim, Fedâil 169, (2379).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yaptığınız için teşekkürler