15 Şubat 2017 Çarşamba

Zeyd bin Hattab (r.a.)


“Kardeşim Zeyd, iki güzel hasletle beni geçti: Benden önce Müslüman oldu, benden önce şehit oldu!” sözleriyle Zeyd bin Hattab’a (r.a.) en güzel şahitliği Hz. Ömer (r.a.) yapmaktadır. Zeyd bin Hattab, Hz. Ömer’in baba bir kardeşidir.

Re­sû­lul­lah’ın (a.s.m.) çok sevdiği bahtiyarlar arasında Zeyd bin Hattab da vardır. “Suffe Medresesi’nin talebesi olmak” şerefine de erişen Zeyd bin Hattab, ilk Muhacirlerdendir. Re­sû­lul­lah Efendimiz, Muhacirlerle Ensar arasında kar­deşlik tesis ederken, Zeyd bin Hattab ile Main bin Adiyy’i (r.a.) kardeş ilan et­miştir

Hz. Zeyd, Peygamberimizin “fedakârlık ve bir dava uğruna hayatı hiçe sayma” dersini can kulağıyla dinlemişti. Bu kahramanlık dersi, İslam davası için gere­kirse maddi manevi bütün varlığını feda etmeyi gerektiriyordu. İşte Hz. Zeyd, bunun şuurundaydı.

Zeyd (r.a.), Bedir, Uhud, Hendek ve Hudeybiye gibi, Hz. Peygamber’in (a.s.m.) katıldığı cihadların hepsine katılmıştı. Uhud cihadı’nda çok büyük kah­ramanlık örneği sergilemişti. Bu cihada onunla birlikte kardeşi Hz. Ömer de ka­tılmıştı. Bir ara Zeyd’e, zırhını vermek istedi. Hz. Zeyd kardeşine, “Senin istedi­ğin şehadet mertebesini ben de isterim!” diyerek kardeşinin teklifini reddetti. Böylece iki kahraman kardeş zırhsız olarak cihadtılar. İkisi de şehit olabilme arzusundaydı.[1]

Peygamberimizden sonra Hicret’in 12. yılında Yalancı Peygamber Müseylime ile yapılan Yemâme Harbi’nde gösterdiği şecaat ve kahramanlıkla, mücahit­lere örnek teşkil ediyordu.

Hz. Zeyd, bu cihadta İslam ordusunun bayraktarlığını yapıyordu. Bir elinde kılıç, diğerinde sancak olduğu hâlde düşman ordusunun ateş çemberine korku­suzca dalan Zeyd, bir aralık, Müslümanların zaafa düştüğünü gördü. Bir yandan onlar gibi olmaktan Allah’a sığınırken, bir yandan zafer için dua etti. “Ey Al­lah’ım,” dedi. “Müslümanların mağlubiyetinden Sana sığınırım!”[2]

Hz. Zeyd, sonra da bütün haşmetiyle düşman saflarına daldı, pek çok düşman askerinin yanı sıra meşhur mürtet Nehar’ı da öldürdü. Bir ara Ebû Meryem’in şiddetli bir darbesine maruz kaldı. O darbenin tesiriyle şehit oldu. Elindeki san­cak düşmek üzereyken, kendisi gibi büyük bir sahabi olan Hz. Sâlim yetişti, sancağı aldı.[3]

Hz. Ömer, kardeşinin şehadetine gıpta etti. Fakat onun ayrılığı kendisini bir hayli üzmüştü, “Sabâ rüzgârlarının her esişinde Zeyd’in kokusunu hissediyo­rum!” diyerek bunu ifade ediyordu.

Kaderin garip bir cilvesidir ki, Hz. Zeyd’i şehit eden Ebû Meryem, Hz. Ömer devrinde Müslüman oldu. Hz. Ömer’in yanına geldi. Zeyd’in katili olduğu için, Hz. Ömer’in en büyük düşmanı iken, Müslüman olduktan sonra en yakın ve sa­mimi dostu oldu.

Bir defasında Hz. Ömer ona, “Zeyd’i sen mi öldürdün?” diye sordu. Ebû Mer­yem, “Evet.” dedi. Sonra da şöyle devam etti:

“Allah ona benim vasıtamla şehadet mertebesini verdi, beni ise onun eliyle cehenneme atmadı.”

Hz. Ömer, “Yemâme Günü’nde kaç zayiat verdiniz?” diye sordu. Ebû Mer­yem, “Onlar ne kötü ölülerdir!” dedi. Sonra da, “Beni hak dine döndürünceye ka­dar hayatta bırakan Cenâb-ı Hakk’a hamd ü senalar olsun!” dedi.

Hz. Ömer’in, onu Basra kadısı olarak vazifelendirdiği rivayet edilmekte­dir.[4]



____________________________________
[1]Tabakât, 3: 378.
[2]Üsdü’l-Gàbe, 2: 229.
[3]Üsdü’l-Gàbe, 2: 229.
[4]Tabakât, 3: 378.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yaptığınız için teşekkürler